Deniz Kahraman

25 Nisan 2014 Cuma

Pamuk Fiyatlarında Çin Etkisi (25.04.2014)

Deniz Kahraman

ABD Tarım Bakanlığı'nın (USDA) 4 Nisan 2014 tarihli "Pamuk: Dünya Piyasaları ve Ticareti" raporuna göre, Çin'de pamuk stoku 60 milyon balya ile rekor seviyeye yükselmişti. Çin'in rekor pamuk stokunun yerel üreticileri destekleme politikasıyla ters düştüğüne dikkat çekilmişti. ABD tarafında ise pamuk stoklarının 1990/91 döneminden bu yana en düşük seviyede olduğu not ediliyor.

Dünya Pamuk Stokları (2011-2014)
http://apps.fas.usda.gov/psdonline/circulars/cotton.pdf

Dünya pamuk üretiminde 2014 Nisan itibariyle önde gelen ülkeler; Çin (%27), Hindistan (%25), ABD (%11), Pakistan (%8,1), Brezilya (%6,4) olmak üzeredir. Çin, Dünya üretiminde en büyük paya sahip olmasına karşın yıllık 35.5 milyon balya pamuk tüketicisi, yaklaşık olarak 12 milyon balya pamuk ithal etmek durumunda kalıyor.

Dünya'nın en büyük pamuk ithalatçıları Çin (%30.3), Türkiye (%10.8), Bangladeş (%9.8), Vietnam (7.57%), Endonezya (%6,8) olmak üzeredir.

Dünya'nın en büyük pamuk ihracatçıları, ABD (%27), Hindistan (%20), Avustralya (%11,3), Özbekistan (%6,8) olmak üzeredir.

Çin Pamuk Piyasası Reformu
Çin yönetiminin pamuk piyasası reformları küresel pamuk fiyatlarını negatif etkileyebilir. Çin yönetimi yakın zamanda 2011'de belirlediği taban fiyat uygulamasını kaldırarak, yerel üreticilere sübvansiyonları devreye aldı. Taban fiyat uygulamasıyla Çin'de stoklar rekor seviyeye yükselmişti. Çin'in stokları azaltması, ithal edilen pamuğun maliyetini düşürme amaçlı olarak taktiksel bir hamle olabilir. Pamuk fiyatları Mart'ta gördüğü 93 cent pound seviyesinden, Çin yönetiminin rekor seviyedeki pamuk stokunu azaltmasıyla düşüş gösterdi. Pamuk fiyatları yıl başından bu yana %7 yükselmişti.

Pamuk Fiyatları (ABD - Çin)
Grafikte kırmızı renkle gösterilen fiyat, Çin'in üreticileri destekleme amacıyla sübvanse ettiği fiyat seviyesini gösteriyor. Mavi renkle gösterine fiyat ise, küresel piyasalarda kabul gören gösterge fiyatı gösteriyor.

Özetle, pamuk fiyatlarında olası bir geri çekilmenin kazananları, Çin, Türkiye, Bangladeş, Vietnam ve Endonezya, kaybedenleri ise, ABD, Hindistan, Avustralya ve Özbekistan olabilir. Çin tarafından stokların azaltılmasıyla, emtia üreticisi ülkelerin para birimleri baskı altında kalabilir.

Grafik, Pamuk Fiyatları (2011-2014)

24 Nisan 2014 Perşembe

ABD Tahvil Piyasasında Risk İştahı Yüksek (24.04.2014)

ABD piyasaları açısından bir risk iştahı göstergesi olarak, BAA notu verilen özel sektör tahvilleri ve AAA notu verilen özel sektör tahvilleri faiz farkı izlenebilir. Kredi derecelendirme kuruluşu, Moody's Investor Services tarafından günlük bazda yayınlanan tahvil fiyat endeksinden yararlanılabilir. Moody's endeks kapsamına 30 yıla kadar vadeli tahvilleri almakta, tahvillerin vadesi 20 yılın altına düştüğünde endeks kapsamından çıkarmaktadır. Endekste tahvil faizlerinin ortalaması alınmaktadır.

Moody's tarafından derlenen veriler günlük bazda yayınlanmaktadır.
https://research.stlouisfed.org/fred2/source?soid=1

Grafiklerde, Moody's tarafından AAA notu verilen özel sektör tahvillerin faiziyle BAA notu verilen özel sektör tahvil faizi farkı gösterilmiştir. 22.04.2014 itibariyle BAA-AAA faiz farkı 0,64 ile, 10 yılın en düşük seviyesi 0,57'ye (2005 Şubat) yakın seyrediyor.  Mevcut gerçekleşme ABD ekonomisine yönelik olumlu beklentileri desteklemektedir. Şöyle ki; yatırımcıların BAA notuna sahip bir tahvile ödedikleri fiyatla AAA notuna sahip bir tahvile ödedikleri fiyat arasındaki fark azalmaktadır. Özetle, özel sektör tahvillerine duyulan güvenin arttığının göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bir diğer yandan, 10 yıllık ortalamanın ise 1,14'e karşılık geldiği not edilebilir. Özel sektör tahvil faiz farkında çeşitli beklentilerle birlikte ortalamaya doğru olası bir dönüş, küresel piyasalar açısından negatif fiyatlama getirebilir.

BAA-AAA faiz farkı 10 yıllık dönem
Kaynak: research.stlouisfed.org/

23 Nisan 2014 Çarşamba

Çin'de Benzin İhracatı Üç Yılın En Yüksek Seviyesinde (22.04.2014)

Deniz Kahraman

Çin'de benzin ihracatı Mart'ta üç yılın en yüksek seviyesine yükseldi. Rafinerilerin bu aksiyonla arz fazlasından korunmayı amaçladığı düşünülüyor. Denizaşırı motor yakıtı ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine göre %7,2 gelişme göstererek 542,590 metrik ton seviyesine yükseldi. Söz konusu veri, 2011 Ocak'tan bu yana en yüksek seviyeye işaret ediyor.

Gelişmeler Çin'in geçtiğimiz ayda dört yıl aradan sonra yakıt ihracatçısı konumuna yerleşmesi açısından oldukça önemli görülüyor. Çin'de 7 Mart'ta Shanghai Chaori güneş enerjisi şirketinin temerrüdüyle başlayan ve sonrasında da kömür, bakır ve demir çelik şirketlerinin de ellerinde bulundurduğu emtia stoğunun teminatı altında kredi kullandırmasıyla birlikte şirketlerin risk altında olduğu geçtiğimiz ayın en fazla konuşulan gündem maddeleri arasında yer alıyordu. Çin'de geçtiğimiz ayda Chaori'nin temerrüdüyle ortaya çıkan endişeyle birlikte, bazı şirketler yeni finansman bulmakta zorlanmaktaydı. Şirketlerin kredilerini sahip oldukları stoklar (bakır, demir cevheri) teminatı altında almasıyla, endüstriyel metallerde sert hareketler yaşanmıştı.

Petrol rafinerileri de benzer risklerden kaynaklı olarak, stokların yarattığı kırılganlık etkisini hafifletmek istiyor olabilir. Çin'de son 20 yılda gerçekleşen keskin büyüme dönemiyle birlikte, üreticiler kapasite fazlası sorunuyla karşı karşıya kalabilir.

Çin'de Benzin İhracatı (2011-2014)
Kaynak: www.bloombergbriefs.com

22 Nisan 2014 Salı

Çin 2014-2020 Kentsel Gelişim Planı (22.04.2014)

Deniz Kahraman
Çin Maliye Bakanlığı, uzun zamandan beri tartışılan Kentsel Gelişim Planı için ayrılan bütçeyi geçtiğimiz hafta açıkladı. Çin yönetimi önümüzdeki 6 yıllık dönem için (2014-2020) 42 trilyon yuan ($6.8 trilyon) kaynak ayırdığını duyurdu.

Çin'in ekonomik büyümesinin temellerini sanayileşmeyle ve sonucunda kentleşmeyle birlikte açıklamak oldukça güçlü bir tez olarak ifade edilebilir. Çin kentsel ölçek ekonomilerinin olumlu dışsallıklarından faydalanmış ve kalkınma dinamiği olarak kullanmıştır. Uzun dönemler boyunca ölçeğe göre artan getiriyle, yani üretimdeki artışla gelirin yükselmesiyle birlikte kentsel gelişim hız kazanmıştır. Çin'de sanayi yapısının kuluçka hipotezi olarak tanımlanan, küçük işletmelerin bir araya gelmesiyle oluşması, kentsel yayılmanın daha da artmasına yol açmıştır. Sonrasındaki olgunlaşma süreciyle birlikte şirketler ölçeğiyle birlikte kent ölçeği de büyümüştür.

Çin'in toplam nüfusu 2013 yıl sonu itibariyle 1.362.391.575 kişiden oluşmaktadır. Çin'in en büyük şehirleri, 23.7 milyon nüfusla Şangay, 20.6 milyon nüfusla Pekin, 12.9 milyon nüfusla Tianjin, 14 milyon nüfusla Guangzhou ve 10.3 milyon nüfusla Shenzen olmak üzeredir. Çin'de nüfusu 3 milyon üstünde olan 17 şehir bulunmaktadır. Çin'de kentleşme oranı %52 seviyesiyle Dünya ortalamasını henüz yakalamıştır. Çin'in hızlı kentsel büyümesinin yarattığı olumsuz bir dışsallık ise, hava kirliliği başta olmak üzere çevre sorunları oluşturmaktadır. Çin'de her hafta 250.000 kişi kırdan kentte göç etmektedir.

Çin Başbakanı Li Keqiang'ın geçtiğimiz hafta ulusal kongrede yaptığı açıklamasında, sürdürülebilir kalkınma konusuna dikkat çekerek, mega şehirlerin yerine küçük ve orta seviyede şehirlerin kalkınmasına öncelik verileceğini açıklamıştı.


Çin'in hazırladığı 2014-2020 kentsel gelişim planının ana stratejilerinden biri de, kentleşmenin sürdürülebilirlik kavramı çerçevesinde şekillenmesini içeriyor. Kentsel gelişim planı kapsamında, 100 milyon kırsal nüfusun, eko-şehirlere önümüzdeki 6 yılda taşınması planlanıyor. Kır yaşamıyla kent yaşamının bir arada olacağı eko şehirlerde, daha sağlıklı kırsal alanlarla, kırsal kalkınma sağlanacak, uzun dönemde ülkenin tarımsal üretimi de yükselecektir.


Çin'de uzun dönemde kalkınma yönüyle yapılacak oldukça fazla adım bulunuyor. Yatırımların uzunca bir süre daha devam etmesi, kalkınma temelinde üretimin yerini iç tüketimin almaya başlamasını gündeme getirebilir.

Dünya'da Kentleşme Oranı % (1960-2012)
Kentleşme oranı kentte yaşayan nüfusun toplam nüfus içindeki payını tanımlamaktadır.
Kaynak: http://data.worldbank.org/

Çin Nüfus Yoğunluğu, 2010.
Kaynak: www.britannica.com/comptons/art-143477/Population-density-of-China

15 Nisan 2014 Salı

Avrupa'da Kurların Değeri Üzerine (14.04.2014)

Deniz Kahraman

Merkez Bankaları son zamanlarda para birimlerinin değerine yönelik oldukça fazla değerlendirmede bulunmaktadır. Merkez bankaları kuru fiyat istikrarı açısından bir para politikası aracı olarak değerlendirmektedir. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi, 12 Nisan Cumartesi günü IMF Bahar Toplantıları'nda gerçekleştirdiği konuşmasında, “Euro'nun daha da yükselmesi ek parasal genişleme önlemleri gerektirir." açıklamasında bulunmuştu. Çalışmamızın fikrini de oluşturan bu açıklama, Euro gerçekten değerli mi sorusunu sormamıza neden olmuştur. Merkez Bankaları'nın bankası konumunda bir uluslararası kuruluş olan Bank for International Settlements'ın reel efektif kur hesabına göre Euro, Dolar karşısında %2,68 değerli olarak tanımlanabilir.

Grafik, Para Birimlerinin Dolar Karşısında Değeri.

Kaynak: BIS Effective Exchange Rate Indices, Bank for International Settlements.


Bank for International Settlements Efektif Döviz Kuru Endeksi, ülkelerin 2008-2010 yılları arasındaki ticaret ağırlıklarını esas alarak 61 ülke ekonomisini ve 2010 yılını baz yıl kabul ederek hesaplanmaktadır.  <http://www.bis.org/statistics/eer/>


Şubat 2014 itibariyle, BIS verilerine göre Dolar karşısında;

1) Euro (EUR) 2,68% değerli

2) İsviçre Frangı (CHF) 14,43% değerli

3) İsveç Kronu (SEK) 8,57% değerli

4) Danimarka Kronu (DKK) -0,62% değersiz

5) Norveç Kronu (NOK) -5,12% değersiz durumdadır.


Para Birimlerinin Euro Karşısında Değeri
Euro sistemi içinde bulunmayan Avrupa ülkeleri para birimlerinin reel efektif kur bazlı değerlerini, Euro sistemi risk iştahı göstergesi olarak değerlendirmek fazla uzak bir yaklaşım olmayacaktır. Bu kapsamda, İsviçre, İsveç, Danimarka ve Norveç'i çalışma kapsamında inceleyeceğiz.

Grafik, Para Birimlerinin Euro Karşısında Değeri.

Kaynak: BIS Effective Exchange Rate Indices, Bank for International Settlements.


Şubat 2014 itibariyle, BIS verilerine göre Euro karşısında;

1) İsviçre Frangı (CHF) 11,45% değerli
2) İsveç Kronu (SEK) 5,74% değerli
3) Danimarka Kronu (DKK) -3,21% değersiz
4) Norveç Kronu (NOK) -7,60% değersiz durumdadır.

İsviçre Frangı Neden Euro Karşısında Değerleniyor?
1) Euro Bölgesi'nde İsviçre Frangı, Euro'nun piyasaya çıktığı 1 Ocak 1999 tarihinden bu yana, güvenli liman olarak görülmektedir. Euro Bölgesi'nde herhangi bir endişe yaşanması durumunda CHF talep görmektedir.
2) Ukrayna kaynaklı endişelerle birlikte, EURCHF 1.21 seviyesine kadar düşüş göstermişti.
2) İsviçre Merkez Bankası (SNB), 6 Eylül 2011 tarihinde EUR/CHF paritesi için 1,20 tabanını belirlemiş. İsviçre Frangı'nın Euro Bölgesi kaynaklı endişelerle daha fazla değerlenmesinin önüne geçmek istemiştir. Bloomberg anketine katılan 21 ekonomistin %38,1'i SNB'nin EURCHF 1.20 tabanını 2015'te kaldıracağını düşünüyor.
http://www.snb.ch/en/mmr/reference/pre_20110906/source/pre_20110906.en.pdf
3) İsviçre Merkez Bankası'nın hesaplama yöntemine göre, Şubat 2014 verilerine göre Frank %12 değerli görülüyor.
4) İsviçre geçtiğimiz ayda, TÜFE enflasyon tahminini 2015'te %0,4'e indirmişti. Bloomberg Anketi'ne katılan katılımcılar ise, Enflasyonun 2014'te 0,3%, 2015'te 0,8% gerçekleşmesini bekliyor.
5) Güçlü Frank'ın enflasyon görünümünü tehdit etmeye başlaması durumunda, kuru değersizleştirmeye yönelik aksiyonlar ihtimal dahilinde olabilir. Bu doğrultuda EURCHF tabanının artırılması gündeme gelebilir.

İsviçre Merkez Bankası EURCHF 1.20 tabanını ne zaman kaldırır?
Kaynak: www.bloombergbriefs.com

Frank'ı destekleyen unsurlar
Kaynak: www.bloombergbriefs.com

Bloomberg Anketi'ne katılan 30 ekonomistin %56,7'si CHF'nin Euro Bölgesi'nin toparlanması üstünde soru işaretleri ve Ukrayna gerginliğinden kaynaklı olarak güvenilir liman algısıyla güçlendiğini düşünüyor. Katılımcıların %16,7'si ise ülkenin cari fazlasının değerlenmede etkili olduğunu ifade ediyor. İsviçre Bankaları'nın yurtdışındaki kaldıraçlarını azaltma yönünde attığı adımlar da katılımcıların %10'u tarafından açıklanıyor.

Diğer para birimleri üzerine;
1)İsveç Merkez Bankası, Riksbank, 9 Nisan 2014 tarihli faiz kararında faizleri %0,75 seviyesinde sabit tutmuştur. Riksbank, ekonomik aktivitenin güçlendiğine fakat enflasyon görünümünün önümüzdeki yıllar da dahil olmak üzere zayıf kalmaya devam edeceğini ifade etmiştir. İsveç'te enflasyon Ocak 2014'ten bu yana negatif bölgede, faiz indirimi beklentisiyle birlikte son dönemde Euro karşısında değer kaybetse de, Şubat itibariyle hala 5,74% değerli fiyatlanıyor.

2)Danimarka Merkez Bankası, sermaye akımlarının hızını kesmek üzere, 6 Temmuz 2012 tarihinde, negatif mevduat faizi uygulamasına geçmiş, mevduat faizlerini -0,20%'ye indirmişti. Mevduat faizi Ocak 2013'ten bu yana hali hazırda -0,10% olarak sürdürülüyor. DKK'nın değerlenme baskısının zayıf olması söz konusu aksiyonla bir ölçüde açıklanabilir.

3) Norveç Merkez Bankası, Norgesbank, 2001'den bu yana sözlü yönlendirme politikasını izlemektedir.  Para politikası üzerindeki belirliliğin görece yüksek olması, para biriminin stabil kalması altında yatan nedenler olarak ifade edilebilir. Hali hazırda dezenflasyon baskısında olsa da, %2,5 enflasyon hedefinin yakınında %2,0 seyretmektedir. Euro karşısında görece stabil kalmaktadır. Sözlü yönlendirme politikasının tarihsel gelişimine bankanın adresinden ulaşmak mümkün.



Özetle,
Euro, dolar karşısında %2,68 değerli, Avrupa Merkez Bankası'nın kuru değersizleştirmek üzere adım atacağı sinyali gerek Draghi, gerekse Wiedmann'ın söylemlerinden açıkça görülüyor. ECB'nin elindeki seçenekler ve Euro Bölgesi'nde son gelişmeleri özetlediğimiz çalışmamız bu konuda fikir verici olabilir.

11 Nisan 2014 Cuma

Euro Bölgesi'nde Son Gelişmeler ve Deneysel Çalışmalar (10.04.2014)

Deniz Kahraman
İnternet Adresi: http://www.sankoanaliz.com/tr-TR/makale/euro-bolgesinde-son-gelismeler-ve-deneysel-calismalar-11-04-2014.snk 

ABD, Japonya, İngiltere ve Euro Bölgesi ülkelerini de kapsayan gelişmiş ülke ekonomileri 2008 küresel finans krizinden bu yana ekonomiye politika yapıcıları eliyle destek olmaktadır. Japonya ve İngiltere varlık alımlarıyla ekonomilerini desteklemeye devam etmektedir. ABD Mayıs 2013'ten bu yana ekonomide likidite koşullarının sıkılaşacağı mesajlarını vermeye devam etmekte, Aralık 2013'ten bu yana da varlık alımlarının artış hızının azaltılması aksiyonuyla ekonomiye desteğini ölçülü adımlarla çekmeye başlamıştır. Faizlerin ne zaman artırılacağı yönünde ağırlıklı görüşün 2015'in ortalarına doğru şekillenmeye başladığı ifade edilse de, enflasyon tarafındaki zayıf seyir bu aksiyonu uzunca bir süre öteleyecek gibi gözüküyor.

Euro Bölgesi tarafında ise, enflasyon yaratamama sorunsalıyla birlikte, "ne gerekirse yapacağız" sözlü yönlendirmesinin ötesine gitmek gerektiği yavaş yavaş dillendirilmeye başlanıyor. Negatif faiz sinyali ise, defalarca yinelenmesiyle tüketilmiş, piyasa etkisini yitirmiş gözüküyor. Hali hazırda negatif faiz uygulamasını yürüten sadece Danimarka (-0,10%) bulunuyor. Daha öncelerde İsveç ve İsviçre Merkez Bankaları tarafından da uygulamaya konulmuş, fakat beklenen faydayı sağlamaması dolayısıyla terk edilmiştir. Nitekim Euro Bölgesi çok yakın geçmişte, sorunlu ve sorunlu olmayan ekonomiler arasında ikiye ayrılmış, sorunlu ülke bankaları yüzdürülmek durumunda kalınmıştır. İspanya İtalya gibi sorunlu ülke tahvillerini elinde tutan bankalar, faizlerin yükselişiyle ellerinde tuttukları tahvillerin erimesiyle birlikte sermaye ihtiyacı duymuşlardır. Bankaların ECB nezdinde tuttukları mevduata negatif faiz uygulanması, bu yönüyle yeni toparlanan Avrupa Bankacılık sistemi üzerinde yeniden baskı oluşturabilir.

Negatif faiz uygulamasının geçmişte uygulandığı ülkelerde temel dayanağı, sermaye akımlarının hızını kesmek olmuştur. Deflasyonla mücadele tarafında ne gibi bir etki yaratılmak istendiği ise soru işaretleri taşımaktadır.

Gelelim, geçtiğimiz Cuma günü Faz tarafından servis edilen habere.  ECB'nin 1 trilyon euro büyüklüğünde bir varlık alım programı hazırlığında olduğu sunulmuştu. ECB'nin tasarladığı iddia edilen modele göre 1 trilyon euroluk tahvil alım programının enflasyonu 0,20-0,80% puan arasında desteklemesi bekleniyor. Haber ECB yetkilisi Constâncio'nun konuya ilişkin açıklamasında ne yalanlanmış, ne doğrulanmıştır. ECB varlık alım programında somut adım atmadan önce, iletişim yoluyla olası etkiyi ölçmek üzere piyasalara bir fragman sunmuş olabilir.

Tasarlandığı iddia edilen aksiyon, bankaların sermaye yapılarını desteklemek amacıyla ECB'nin daha önce kullandığı LTRO'dan farklı olarak, doğrudan varlık alımını içeriyor olabilir. ABD ve benzer ülkelerden farklı olarak ECB'nin üzerinde düşünmesi gereken bir diğer konu da hangi ülke tahvilinden ne zaman alınacağı sorunsalı.

ECB'den beklentiler arasında SMP programının kaldırılması da son günlerde yer alıyor. Mayıs 2010'dan bu yana yürütülen Security Market Program (SMP) alınan hükümet tahvillerinin sterilizasyonu için uygulanıyor. ECB içinde bulunduğumuz döneme kadar oldukça yüksek tutarı sterilizasyon programıyla bankacılık sisteminden geri çekti. Bankalar arası para piyasası faizi olarak kullanılan EONIA faiz oranının da yükselmesine sebepler arasında, bankalar arası para alışverişinin yüksek olduğu yorumunun yanı sıra sterilizasyon programı da gösterilebilir. ECB açısından sterilizasyon programının durdurulması bankalar tarafını daha fazla rahatlatarak kredi büyümesini destekleyebilir. Dolaylı yoldan da iç talebi artırarak enflasyon görünümünü yukarı yönde destekleyebilir.

ECB'den Beklentiler
Bloomberg anketine katılan 45 katılımcının %50'sı Avrupa Merkez Bankası'nın Haziran'da aksiyona geçeceğini düşünüyor

Grafik, ECB'nin Ne Yapmasını Bekliyorsunuz?

Katılımcıların Avrupa Merkez Bankası'nın almasını beklediği aksiyon ise,
1) %22,4 oranla uzun dönemli repo operasyonuyla bankaların fonlanması
2) %20,7 oranla SMP sterilizasyon programının durdurularak bankalarda daha fazla likidite bırakılması.
3)  %15,5 oranla %0,25 olan 1 hafta vadeli repo ihale faizinin (politika faizi) indirilmesi.
4) %15,5 oranla Fed, BOJ ve BOE tarzı doğrudan varlık alımı olarak ifade ediliyor.

Anket soruları arasında yer alan, Euro kurunun seviyesi tahminlerinin orta noktası 1.40 seviyesini gösteriyor. ECB'nin sözlü yönlendirmesini başarılı bulan katılımcı sayısı ise %84,4 ile dikkat çekiyor.

Özetle, Euro Bölgesi'nde deflasyonla savaş açısından pek çok deneysel programın gündemde olduğunu görmemiz olası, bilinmeyenin etkisi ise, doğal olarak ülke para birimi üzerinde farklı fiyatlamalara neden olmaya devam edebilir.

3 Nisan 2014 Perşembe

Tarımsal Emtialar Enflasyon Yaratabilecek mi? (03.04.2014)

Deniz Kahraman
Tarımsal emtia vadeli kontratları kuraklık başta olmak üzere, çeşitli nedenlerle yıl başından bu yana en çok değer kazananların başında gelmektedir. Bazı önemli tarımsal emtiaların  3 aylık dönemde ciddi fiyat hareketleri yaşadığını ifade edebiliriz. Yıl başından bu yana Kahve %55.3, Domuz Eti %49.5, Mısır %19,6%, Yulaf %16,8, Soya Fasülyesi %13,6, Buğday %11,6  performans göstermiştir. Bu çalışmada tarımsal emtiaların fiyat hareketlerinin nedenlerini gelişmiş ekonomilerin enflasyon yaratma hedefleri doğrultusunda değerlendirmeye çalışacağız.

Grafik: Vadeli kontratların yıl başından bu yana performansları
Kaynak: www.finviz.com

1) Kahve
 Brezilya dünyanın en büyük kahve üreticisi konumundadır. Brezilya'da kurak geçen hava şartları ve sıcaklıkların mevsim normalleri üzerinde seyretmesiyle, son 10 yılın en zayıf hasat dönemine ulaşılması bekleniyor. Özellikle Arabica-Kahve Vadeli Kontratları yıl başından bu yana 3 aylık dönemde %55,3 yükseliş kaydetmiş durumda.

2) Domuz Eti
Domuz eti fiyatları domuzlarda görülen bir hastalık dolayısıyla arz tarafında sıkıntı yaşanacağı beklentisiyle yıl başından bu yana 3 aylık dönemde %49,5 yükseliş kaydetmiştir. ABD'de ilk sinyalleri 11 Ocak'ta görülen ve 22 Eyalette çiftliklere yayılan PED virüsünün üretimi tehdit edeceği yönünde kaygılara son iki aydır yer verilmekteydi. 

PED virüsü sadece domuzlar üzerinde etkili olup, insan sağlığı ve et ürünlerinde etkili olmamaktadır. Bu yönüyle birlikte domuz üretiminin arz yönünde sorun yaratmakta, fiyatlar üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaktadır. Nisan 2013'te de gözlenen PED virüsü salgınında domuz eti fiyatları 3 aylık dönemde %25 yükseliş göstermişti. ABD'de Ocak ayında 2 ila 3 milyon baş domuz üzerinde etkili olacağı not edilirken, Mart ortası itibariyle yetkililer virüsün yaklaşık olarak 5 milyon baş domuzu etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

3) Mısır
Mısır fiyatları yılın ilk çeyreğinde en fazla yükselen tarımsal emtia arasında geliyor. Mısır fiyatları yıl başından bu yana 3 aylık dönemde %19,6 yükseldi. ABD Tarım Bakanlığı (USDA)'nın yayınladığı en son raporunda Mısır üretim tahminlerinin geçen yıla göre %4 azalacağını beklediğine dikkat çekilmişti. International Grain Council'in 27 Mart'ta yayınladığı aylık hasat raporunda ise, ABD'nin öncülük edeceği bir talep artışına dikkat çekiliyor.

4) Yulaf
Yulaf yılın ilk çeyreğinde en fazla yükselen tarımsal emtialar arasında geliyor, yulaf fiyatları yıl başından bu yana 3 aylık dönemde %16,8 yükseldi. Yulaf fiyatlarının yükselişinde Dünya'nın en büyük yulaf üreticisi Kanada'nın demiryolu ve lojistik alanında yaşadığı sıkıntılar etkili oluyor. Kanada'da sert geçen kış şartları dolayısıyla sevkiyatta sıkıntılar yaşanmıştı.

5) Soya Fasülyesi
Soya Fasülyesi fiyatları yıl başından bu yana 3 aylık dönemde %13,6 yükseldi. Soya Fasülyesi fiyatlarındaki yükselişin nedenleri arasında, Arjantin ve Brezilya'da yaşanan kuraklık dolayısıyla soya fasülyesi üretiminde projeksiyonların aşağı yönde revize edilmesi gösteriliyor. Bir diğer yandan El Nino fırtınası yaşanacağı ihtimali hasatların kesintiye uğrayacağı yönündeki beklentileri güçlendiriyor.

6) Buğday
Buğday fiyatları yıl başından bu yana 3 aylık dönemde 11,6% yükseldi. Buğday fiyatlarındaki yükselişin nedenleri arasında Dünya'nın en büyük 5 üreticisi Rusya'nın politik gelişmeleri etkili olmaktadır. Bir diğer yandan en büyük 3. üretici ABD'de sert geçen kış şartları etkili oluyor. . International Grain Council'in 27 Mart'ta yayınladığı aylık hasat raporunda, Yakındoğu Asya ve Afrika'da  yıl başından bu yana beklentilerin üstünde bir talep yaşandığına dikkat çekiliyor.

Sonuç olarak,
ABD, Euro Bölgesi ve Japonya gibi gelişmiş ekonomiler enflasyon yaratmak amacıyla genişlemeci para ve maliye politikalarını teşvik ediyorlar. Kuraklık ve çeşitli nedenlerle gıda fiyatlarının yükselişi, gelişmiş ekonomilerin dezenflasyonla mücadelesine destek olabilir. ABD Merkez Bankası Fed'in para politikasında enflasyon göstergesi olarak  Kişisel Tüketim Harcamaları  (PCE) göstergesini kullanıyor. 28 Mart 2014 tarihi itibariyle açıklanan Şubat ayı verisi %1,10 ile Fed'in %2 enflasyon hedefinin oldukça uzağında seyrediyor. PCE enflasyon sepetinde gıdanın payı 2013 sonu itibariyle yaklaşık olarak %17 seviyesindedir. Gelişmekte olan Ülke Çin'de ise Tüketici Fiyatları Endeksi'nde gıdanın oranı %31,8 seviyesinde, domuz etinin payı ise 2013 itibariyle %3 olarak dikkat çekiyor.

Tarımsal emtiaların yükselişinde, gelişmekte olan ülke ekonomilerinde gıda harcamalarının toplam gelir içindeki payı görece daha yüksek olduğu için, enflasyonist baskıyı daha fazla hissetmesi  sonucu ortaya çıkabilir. Gıda fiyatlarında artış gelişmekte olan ekonomileri gelişmiş ekonomilere göre daha fazla etkileyebilir.

Yararlanılan Kaynaklar:
Aylık hasat raporu ve projeksiyonlar. International Grain Council, 2014.
1) http://www.igc.int/en/downloads/grainsupdate/igc_5yrprojections.pdf
2) http://www.igc.int/en/downloads/gmrsummary/gmrsumme.pdf